GARDINI AL!
GARDINI AL!
Müslümanlar cemiyet hayatlarını yaşanamaz hale getirdi. Kendi
ferdî becerisizliklerini son derece mahir bir şekilde cemiyete tebdil ederek
cemiyet hayatlarını da mahvettiler. Üç Türk bir araya gelince devlet, üç yahudi
bir araya gelince şirket kuruyor. üç Müslüman bir araya gelince bu ikisini de
mahvedebiliyorlar. Ferdî hayatlarında ki can sıkıntısı, cemiyeti de sıkıcı bir
hale getirdi. Artık Müslümanlar bir araya gelince Allah'ı anmıyor, Allah'ı
unutup, unutturuyorlar. Birbirlerinin hatalarını düzeltmekten kendi hatalarına
dokunamaz, göremez oldular! Can sıkıntısının ve cehâletin vermiş olduğu cüretle
birbirlerini tekfir etmekten daha beter ettiler! Ne zaman aralarına girmek
istesen gardını almak zorunda kalıyorsun. Her an nereden darbe yiyeceğin belli
değil. Kimin ne laf edeceğini kestiremez, hangi dengesizlikleri yapacaklarını
öngöremez olduk. Kendi yaşadıkları tecrübeleri doğru ve sağlıklı analiz etme
muhakemesinden uzak olup, bir diktatör ahlaksızlığıyla üzerine çullanır
oldular. Altta kalanın canı çıksın edasıyla kimin kime diş geçireceğinin
belirsizliği içerisinde hayatlarını idame ettiriyorlar. Ve işin en gülünç
kısmı; bunu hayat zannediyorlar.
Oysa inandıklarını iddia ettikleri Allah ve tabi olduklarını
iddia ettikleri Peygamber onlara bunu öğretmedi. Onlardan bunu da istemedi.
Ferdî ve Cemiyet hayatlarının düzgün olması için gerekli olan bütün malzemeleri
verdiler. Hatta bunun nasıl yapılacağı da Peygamber tarafından bizzat
gözlerinin içerisine kadar sokuldu. Ama biz, o Peygamber ardını döndüğü an bunu
gözümüzün içerisinden çıkartıp attık. Gönlümüze indireceğimiz şeyi çöpe atarak
nefes alıp vermeye devam ediyoruz. Bu aptal ahlaksızlıklarımızı birçok kez din
adına bile yapmaktan zerre çekinmiyoruz. Ve hesabı, hesaba katmadan her haltı
da yiyeceğiz gibi gözüküyor. Taştan yapılmış putlar, kalbimizin taşlanmış
olduğu kadar mühim bir mesele görünmüyor. Elimize aldığımız balta ile
birbirimizin putunu yıkmaya cesaret ediyorken hiç birimiz gönülgâhımızın
putlarla dolu olduğu gerçeği ile karşılaşmaya cesaret edemiyor.
Yahudiler Peygamberlerinin Allah ile güreş tutup yendiğine
inanırken, bizler direkt olarak hem Peygamber ile hem de Allah ile güreşip
onları yenme hesabındayız. Gerçi bu yanlış bir tespit. Böyle olması için Allah
ve Peygamberi gündemimize almamız lazım. Biz bu kadar bile gündeme almıyoruz!
Muhatap almadıklarımızı her türlü pis emelimize ortak etmeye hiç çekinmiyoruz.
Bunca ahlaksızlığımızı Allah'a mâl etmeye de hiç bir çekincemiz yok. 'Neden
nasip olmuyor?' dediğimiz kadar, 'nasip olsun diye ne yaptım?' sorusunu
sormadık mesela. Ferdî yaşantımızı ve Cemiyet hayatında konumlandığımız yerden
şekva etmek, bunu düzeltmekten daha cazip ve sevimli geliyor. Çünkü hepimiz bal
gibi biliyoruz; düzeltmeye ilk kendimizden başlamadan hiç bir şeyin düzelmeyeceğini.
Bu meşakkat ve mesai isteyen ameli işlememek için katlanmadığımız meşakkat,
harcamadığımız mesai kalmadı. Bir araya geldiğimiz veyahud kapalı kapılar ardın
kaldığımızda yaptığımız iş ve söylediğimiz sözlerle Allah'ın değil şeytanın
kulları olduğumuz bilincinde olup, aptal taklidimizden zerrece vazgeçmediğimiz
sefil hayatlarımız cehenneme yuvarlanan bir taş gibi yuvarlanıp gidiyor. Kuldan
utanmamız yok ki Haktan korkumuz olsun. Müslümanların birbirlerine gart almadan
yaşayabilecekleri bir dünya duasıyla...
7 Rebîülahir 1445
Ömer Faruk Talan
Yorumlar
Yorum Gönder