RASUL-Ü EKREM’E İTAAT!
RASUL-Ü EKREM’E İTAAT!
Cenab-ı Allah bizleri yoktan var etmiş ve varlığından
haberdar ederek
bizleri
dünya imtihanına muhatap kılmıştır. Her imtihanda olduğu gibi bizim de içinde
bulunduğumuz imtihanı geçmek için bazı şartları yerine getirmemiz lazım. Nasıl
şartlar bunlar? Hangi sorulara muhatabız? Ve bu soruları neye göre
cevaplandıracağız? Evet neye göre cevaplandıracağız. Şair bize, ‘Kudüsümüzü bir
imtihan kağıdı’ olarak bütün mü’minlerin önüne koydu. Oysa ki dünya hayatının
bizatihi kendisi önümüzde bir imtihan kağıdı olarak durmakta. Aile, iş, okul
vb. nice imtihanlar önümüzde bizleri beklemekte. Bir çoğumuz bu imtihanların
çoğunu verdik ancak bir çoğumuz daha yolun başında. Peki bu yol nasıl
katedilecek? Her şeyi yoktan var eden, bütün bir kainatın yaratıcısı olan yüce
mevlamız bu konuda bizleri başıboş mu bıraktı? Elbette hayır. Azmış ve yoldan
çıkmış insanoğluna peygamberler göndererek onları hem müjdelemiş hem de ciddi
ikazlarda bulunmuş. İnsanoğlu ne zaman bu peygamberlere ittiba ettiyse o zaman
feraha ve felaha ermiş. Ancak ne zaman peygamberlere itiraz edip getirdiklerini
kabul etmemiş ise o zaman da ya helak olmuş ya da yolunu bulamamış bir bedbaht
olarak bu dünyadan çekip gitmiş.
Şimdi önümüzde iki tane yol var. Birincisi peygamberlerin
getirdiği şey
(o her ne
ise) ona ittiba etmek. İkincisi onu reddetmek. Bu reddediş önemli. Çünkü biz
reddetmek deyince kavli (sözlü) bir şekilde bir reddediş anlıyoruz. Oysa
lisan-ı hal ile reddetmekte bizleri büyük tehlikelerin içerisine atar (hafezanAllah).
Yani dillerimizle Allah ve Rasulüne
ittiba ederken hiçbir fiilimizde bu ittiba ediş yoksa inkar edip dünyadan
bedbaht bir şekilde ayrılandan ne farkımız var? Bizler eğer inanıp teslim
olduğumuzu iddia ediyorsak –ki ediyoruz elhamdülillah- o zaman bu iddiaya ispat
gerekmez mi? Pek tabii gerekir.
İşte bunun için cenab- Allah bizlere peygamberlerini
göndermiş. O
peygamberler ise bizlere yaratıcımız
olan Allah’ımızın buyruklarını tebliğ ve tebyin etmişler. Yani hem sözlü bir
şekilde emirleri bizi iletmişler hem de yaşayışlarıyla bu emirleri
hayatlarımıza nasıl tatbik edeceğimizi göstermişler. Ve böylelikle kendilerine
inanları küfrün, zulmün karanlığından kurtarmış, doğru yola ileterek dünya ve
ahiretlerini mamur kılmıştır. Onlara inanmayanları ise hem insanlık hem de
rableri unutarak (tevbe, 67) en büyük cezaya çaptırılmışlardır.
Gelgelelim unutulanlardan olmamak için neler yapmamız
gerektiğine.
Yani Allah
rasulü aleyhisselama ittibaya. O (s.a.v.) Kuran-ı Azimüşşan’da
İçinizden
Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için
hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.
diye
bahsedilen Peygamber Aleyhisselamı hayatlarımızın neresinde konumlandırmamız
gerektiğini bütün iman edenlere gayet açık bir şekilde gösteriyor.
Peki bizler bu çağrıya ne kadar yakınız diye hiç düşündük mü?
Yani bizler
Peygamber
aleyhisselamı gerçekten örnek alıyor muyuz? Veyahut onu (s.a.v) örnek almak tam
olarak ne demek? Yalan, iftira, dedikodu, adam kayırma gibi bunca ahlaksızlığı
yapıp dişlerimizi misvaklamak ne kadar sünnete uygun mesela? Kamu ve kul
hakkına riayet etmeyip dört parmak ölçüsü sakal bırakmak ne kadar rasulü
ekremin sünnetine uygun? Bizler Allah rasulü aleyhisselam’ın yemek yiyiş
şeklini hayatımıza tatbik etmekte gösterdiğimiz kolaylığı onun o yemeği infak
ederken ki halini de hayatımıza tatbik ederken gösterebiliyor muyuz? Yoksa bizler
kolayımıza geleni hayatımıza tatbik edip kendimize yeni bir din algısı mı inşa
ediyoruz? Bu soruları kendimize sık sık sorup cevaplarını mertçe vererek
hayatlarımıza çekidüzen vermemiz gerekiyor.
Ebü
Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre, Rasülullah sallallahu
aleyhi ve sellem:
"Müflis
kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab:
-
Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler.
Rasülullah sallallahu
aleyhi ve sellem:
"Şüphesiz
ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat
şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını
döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve
üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları
kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir" buyurdular.
(Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2)
Allah rasulü aleyhisselamın bahsettiği müflislerden, ahirette
hüsrana
uğrayanlardan
olmamak için dört kolla nebi aleyhisselam’ın sünnetine sarılarak dünya
imtihanımızı verelim. Eğer bizler Allah’ımızın rızasına talipsek, onun bizlere
emrettiği hayatı yaşamanın izzetine talipsek, bu şekilde onun huzuruna çıkıp
‘’Ya rabbi ben senin Müslüman, ümmet-i Muhammed’den (s.a.v.) bir kulunum.
Rızanı benden esirgeme’’ demek istiyorsak Allah rasulünün sünnetine sımsıkı
sarılmamız gerekiyor. O’nun (s.a.v.) kalplerimizi yeşerten sözlerine kulak
verip dünya ve ahiret hayatımızı mamur edersek eğer bizler hem dünya da hem de
ahirette şeref ve izzet sahibi insanlardan oluruz inşaAllah.
“peygamber size ne verirse
ve ne getirirse ve ne de emre-derse onu alın ve sizi neden sakındırıp
yasaklarsa ondan elinizi çekin, yolunu-zu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın,
çünkü Allah’ın azabı çetindir.”
(el-Haşr 7)
Unutmayalım ki Peygambere (s.a.v.) ittibanın, onun bize
verdiğini alıp
bizden
sakındırdığından sakınmayı bizlere emreden Kur’an-ı Kerimdir. Misal bir başka
ayeti kerimede de şöyle buyrulmaktadır:
“Allah ve elçisi, bir konuda hüküm verdikten sonra,
artık inanmış bir erkek ve kadının, kendi işlerinde tercih hakları yoktur. Ama
böyle bir hakkı kendilerinde görerek, Allah’a ve elçisine isyan eden kimse,
apaçık bir sapıklık-la sapıtmış olur.”
(el-Ahzap 36)
Ayette de
anlaşıldığı üzere yüec mevlamız bizleri Rasulü Ekrem efendimizin hüküm verdiği
bir konu hakkında ona uymak dışında her hangi bir seçeneğimizin olmadığını
bildiriyor.
Çünkü peygamber aleyhisselam
göre de konuşmamaktadır.’’(Necm,3) bu ayette de müşade edildiği üzere efendimiz
aleyhisselam konuştuğu vakit kendi heva ve hevesinden konuşmazdı. O (s.a.v.)
konuştuğu vakit sadece hak ve hakikatten bahseder ve Cenab-ı Allah’ın razı
olacağı şeyleri buyururdu. Bunun için ona itaat etmemiz, yani işlerimizi Allah
rasulünün sünnete uygun yapmamız bizlere Allah’ın rızasını kazandıracak yegana
yoldur.
Eğer bizler Allah rasulünün inşa ettiği insanlık anlayışını
kavrayıp
hayatımıza
tatbik edersek kurtuluşa erme bahtiyarlığına da ermiş olacağız. Onun (s.a.v.)
gibi ‘’…Muhammed’in kızı Fâtıma
hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.”(Buhârî, Enbiyâ 54,) diyerek en yakınımıza bile Allah’ın rızası ve
Rasulünün tatbiki üzere yaklaşmayı becerirsek veyahut ‘’İlk kaldırdığım
faiz de Abdulmuttalib’in oğlu amcam Abbas’ın faizidir.’’ diyen Peygamber aleyhisselam gibi adil olabilmeyi becerip
onun (s.a.v) bize öğrettiği ahlak ilkelerini hayatımıza tastamam aktarabilirsek
işte o zaman Peygamber aleyhisselama tam ittiba etmiş oluruz.
Cenab-ı Allah bizleri kendisine kul, rasulüne ümmet olabilen
bahtiyar kullar zümresinden eylesin. Amin.
VEL HAMDÜ LİLLAHİ
RABBİL ALEMİN…
Yorumlar
Yorum Gönder