MUHALİF İSLAMCI GELENEK
-MUHALİF İSLAMCI
GELENEK-
Sultan II. Abdülhamid’in 33 senelik uzun saltanat süresi ve istibdat
yönetimini
benimsemiş,
benimsemek durumunda kalmış olması bir çok kesimde bıkkınlık ve usanç meydana
getirmişti. Muhalif düşünce bu zaman zarfında çok daha fazla gelişmiş ve fikir
üretmişti. Özellikle ‘İSLAMCILIK’ düşüncesi kendisine yeni bir soluk aramakta
ve devletle bütünleşmiş olan İslamcılığı farklı bir noktaya taşımak
niyetindeydi. Said Halim Paşa, Bediüzzaman Said Nursi, Mehmet Akif vb bir çok
isim bu duruma örnek teşkil etmekte. O zaman zarfı içerisinde Abdülhamid’in
tahttan indirilişi ve sonra gelişen süreç İslamcılık fikrine büyük bir darbe
vurmuştur. İttihat Terakki Cemiyetinin beceriksiz devlet yönetimi ve istibdat yönetimini
mumla aratması, muhalefetteyken iddia ettikleri hiçbir şeyi yerine getirmeyişi
‘Muhalif İslamcılık’ düşüncesini sekteye uğratmıştır. Cumhuriyetle birlikte
‘İslamcılık’ resmi bir hüviyete kavuştuğu zannı ise 1928’te son bulmuş ve bir
kez daha ‘özgürlük, adalet ve müsavat’ diyenler millete kan kusturmuştu.
Anadolu’nun İslamlaşma süreci itc ile başlayıp cumhuriyet ile
kemale ermiş olması
1928 sonrası katı din karşıtı politikalar yüzünden
millet hafızasından silinmiş ve dinsizleştirme politikaları milletin çok ağrına
gitmişti. Ve bu aziz millet, Eşref Edip Bey’in hatıratlarında anlattığına göre
kendilerine gelen chp’li mebuslara ‘ezanımızı asli hüviyetine geri kavuşturun
ve kuranımızı bize tekrar geri verin’ diye feryat etmiş, din-i İslam’a olan
vefasını göstermiştir. Ve kendisine bunu yapanları affetmemek üzere
cezalandırmıştır. Misal: Demokrat Partinin seçilmesi ve chp’nin artık bu ülkede
millet desteğini artık hiçbir zaman alamaması ve alamayacak olması gibi.
Bu ahval ve şerait içerisinde 1. Dünya savaşının sonunda itc’nin
tasfiye oluşu ve
1928’den
sonra gerçekleşen olaylar yüzünden atıl hale gelen ‘Muhalif İslamcılık’ 1969’da
Necmeddin Erbakan ve arkadaşlarıyla birlikte başlatılan ‘Bağımsızlar Hareketi’
ve ‘Milli Nizam Partisi’ ile birlikte tekrardan tarih sahnesine çıkmış ve
ülkenin kaderini aslında kökten değiştirmiştir. Bunu o günün şartlarında
söylemek mümkün değildi belki ama bugün bunu net bir şekilde görüyoruz. Müslüman
teba chp gelmesin diye inanmadığı değerlere sarılmak zorunda değil, İslamcılık
düşüncesi fiilen bir harekete dönüşmüş durumdadır. Tabii ki bu zamana gelene
kadar bir çok hareket olmuştur ancak hiçbiri Milli Görüş gibi ciddi bir
harekete dönüşememiştir. Necmeddin Erbakan ve arkadaşları artık siyaset
sahnesindedir ve büyük bir mücadelenin içerisine atılmıştır. 2000’li yıllara
kadar bu mücadele tabiri caizse İslamcılık ekolünün en güçlü kolu olmuş ve
hatta belki de neredeyse tekeline almıştır. Bu süreç içerisinde yaşanan hiçbir
kırılma kendisine çok ciddi bir darbe vuramamış İslamcı düşünce kah
muhalefette, kah iktidarda, kah hükümet ortağı olarak Türkiye’de hayat
bulmuştur.
Ancak 28 Şubat süreci ve Fazilet Partisiyle birlikte Milli
Görüş hareketi çok ciddi bir
çıkmaza
girmiş ve bu süreç hareketi belki tarihinde yaşayacağı en büyük yol ayrımına
götürmüştür. Tayyip Erdoğan ve arkadaşları Fazilet Partisinin başına geçmek
için Abdullah Gül’ü desteklemiş ancak bunda başarılı olamayınca kendilerine
bambaşka bir yol haritası çizmişlerdi. O yol haritasında ise kendilerinin
‘milli görüş gömleğini’ çıkarttıklarını ve artık ‘liberal’ olduklarını söylemiş
ve yeni bir parti, yeni bir kimlikle iktidara talip olmuşlardı. Millet ise bu
hareketi desteklemiş, Ak Partiyi iktidara taşımıştı.
Milli Görüş yani İslamcı düşünce ise kendisini artık uzunca
bir süre muhalefette
bulacak ve
gün geçtikçe de eriyecekti. Öyle bir erime ki bu olaydan sonra bile en az iki
kere daha bölünmüş ve şu an geldiğimiz noktada kendisini fikir buhranlarının
kucağına bırakmıştı. Bu öyle bir buhran ki 2018 seçimleriyle birlikte artık ne
yapacağını ve nasıl bir yol izleyeceğini şaşırmış, söylem ve eylem
değişikliğine gitmişti. Bir kısım Milli Görüşçüler bunu tasvip ve tasdik etmiş
bir kısım Milli Görüşçüler ise buna karşı çıkmıştı. Bu değişiklik hiçbir
tarafta tam manasıyla da kabul görmemiş ve Saadet Partisi 2023 seçimlerinde 2018’den
ders almamış, chp’nin cebine monte etmişti kendini. Bu bitiriş parti içerisinde
aynı partiye mensup insanların birbirlerine hakaret ve küfürleriyle,
birbirlerini ‘Tayyipçi’ olmakla veyahud ‘chpli’ olmakla itham eder hale
getirmiş ve Milli Görüşçülüğü kimse birbirine yakıştıramaz, birbirlerini bu
düşünceye ihanet etmekle suçlar olmuştu.
Tam burada tekrardan Tayyip Erdoğan’a dönecek olursak o da
kendisini ilk etapta her
ne kadar
‘liberal’ olarak tanımlasa da geldiğimiz noktada tarih onu ve partisini
‘İslamcı’ olarak tanımlamış ve ‘İslamcı’ düşünceleri de ‘Milliyetçi’ düşünceyle
birlikte yanında toplamıştı. Hüda-par ve Yeniden Refahı yanına çeken Tayyip
Erdoğan halk nezdinde iyice ‘İslamcı’ olmuş hatta belki de bu ekolü
tekelleştirmişti. Muhalif cenahta Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ise chp’ye
yanlamanın bir sonucu olarak bu hüviyetlerini halk nazarında kaybetmiş ve
‘bunlar chp’li’ yaftasını yemişti.
Kendilerine 3. Yolu teklif edenlere kulak asmayan Saadet
Partisi tepe yönetimi
belki de
hala daha bunu göremiyor ve kendi sonlarını kendi elleriyle getiriyordu. Ancak
şu an elde ettikleri Millet Vekilleriyle birlikte bundan sonra ki süreçte
chp’den de kurtulup 3. bir yolu tercih eder, Gelecek Partisiyle birlikte
Mecliste grup kurarak kendilerini bu millete gerçek manada ifade etmeyi
başarabilirse ‘İslamcılık’ ekolü muhalif cenahta da çok ciddi bir güç kazanır,
hatta belki ilerleyen süreçte ‘çatı’ haline gelerek ittifaklar bu düşüncenin
gölgesi altında yapılır. Yıllardır tarihi ve bugünü okuyamayan ‘Muhalif
İslamcılar’ eğer bundan sonrası için bu okumayı doğru yapmayı başarabilirlerse
kendilerini İttihat Terakkiye mensup İslamcıların düştüğü konuma düşmekten
kurtarır, hak ve halk nezdinde daha makul bir konuma getirebilir.
Ancak bunun için ilk şart ‘siyaset anlayışlarını’ tek adam
düşmanlığı ve nefreti üzerine
inşa etmeyip
makul ve çözüm odaklı bir siyasi anlayışla inşa etmesi gerekir. Bu ise bugün
belki zor gibi duruyor ama önümüzde ki ilerleyen süreçte neden olmasın? En
azından tarihin çöplüğüne gömülmek istemiyorlarsa bu olmalı. Naçizane.
Ömer Faruk Talan
10 Zilkade 1444
30 Mayıs 2023
Yorumlar
Yorum Gönder